ÇOĞALAN KADIN
Yılları her
zaman aklımda tutamam ama yaşantılarım daima belleğimin bir köşesine kazınır
özellikle o yaşantılarım içinde yeni insanlar ve benden daha çok yaşamış
insanlar barındırıyorsa…
O günde öyle
bir gündü işte hangi günde olduğumun önemsiz ama anlarımın önemli olduğu
zamanlardan…
Küçük fotoğraf karelerinden hatırladığım o
zamanlarda en sevdiğim arkadaşlarımla kendimizce güzel işler başarmış ve
kendimizi Bodrum’un soğuk ayazına ama bir o kadar da sıcak sokaklarına
atmıştık. Amacımız bir köşe başında dinlenmek ve gün içinde yaşadıklarımızı
değerlendirmekti. Gençlik aklı sanırım kendimizi birçok şeyden önemli
yaptıklarımızı ise bir o kadar yüce görüyorduk.
Oturmayı seçtiğimiz
yerden bakınca bütün Bodrum yanı başımızda gibiydi. Oysaki orası Bodrum’un çeyreği bile değildi.
Cevat Şakir Demiş ya ‘’Bodrum’dan gidince bile aklın Bodrum’da kalır’’. İşte Bodrum
kalesini seyre daldığım o aralık akşamını düşününce bile ah çekmeden
edemiyorum. Hava serin ama yağmur yoktu bu bizim için bir şanstı ve bu şans ile
dışarıda üsttü naylon ile korunmuş masanın sandalyelerini çektik ve yerleştik.
Aslında burası bu mevsimde açık bulduğumuz nadir yerlerden biriydi. Halikarnas’taki
çoğu mekan kapalıydı ama burası 50 yıllık bir aile işletmesi ve bu zaman da
dahi kapalı olamazdı. Tabi ki burayı seçmemizin sebebi yalnızca bu değildi;
yüzler tanıdıktı, yemek sıcaktı ve Türk sütü bizim için yarı fiyatındaydı.
Masayı gücümüz yettiğince doldurduk ortalama üç kişilik mezeleri sekiz kişi
bölüştük. Saat ilerledikçe masanın sohbeti derinleşti ve dertler derya oldu
belki de o gece Lenin Bolşevik devrimini tekrardan gerçekleştirdi ya da ilkokul
yıllarımıza yeniden gittik, aşkı öğrendiğimiz insanlara yeniden aşık olduk. Anılar
anıları açtıkça ben masadan sıyrılıp düşlerimde Bodrum’u yaşadım, Bodrum
kalesine yüzerek ulaştım. Bu hep böyle olurdu zaten bir yere ne kadar ait
olursanız olun eğer düşleriniz bir noktada ayrılıyorsa aklınızda o yerden
ayrılır.
Derken bir
ses daldığım küçük rüyadan beni uyandırdı duyduğum ses bana hem güçlü hem de mahzun
gelmişti karşımda duran kadın bizlerle sıcak bir şekilde anaç konuşuyor ve aynı
zamanda bir patron edası ile menüyü değerlendirmemizi bekliyordu. Yüzündeki tebessüm
ve emek dolu çizgiler hala gözümün önünde ve o yüzü düşününce hala
gülümsüyorum.
Sanki beni rüyamdan uyandıran onun sesi
değildi biraz sohbetten sonra onun o naif sesi beni içine çekiyordu örneğin su
içişi bile çok narindi ama bardağı tutuşu ve suyu içine çekişi bir o kadar
güçlüydü. Hiç de genç yaşında eşini bilinmez bir kurşun ile kaybeden birine
benzemiyordu bedeni küçüktü ama belli ki çocukları için geniş bir gövdesi vardı.
Avuç içleri bir su birikintisini anca alırdı ellerine ama o ekmek tutuyor yeri
geldiğinde avuçları kocaman oluyordu. Eşini kaybettikten sonra kendini bambaşka
bir yöne evirmişti artık yalnızca
kendisi için yaşamıyordu yoksa çoktan yalnızlıktan intihar etmez miydi? bugün düşünüyorum da; Hayır etmezdi. Örneğin benim heyecanla dolaştığım, her adımda
yeni bir renk cümbüşü ile karşılandığım Bodrum’un renklerini yaratan o kadın
değil miydi? İnsanlarla kimi zaman göz göze gelmeyi pek sevmezdim ama o gün en
çok; az uyuyan ve çok düşünen o gözleri daha çok görmek istedim. Çok konuşkan
yanlarımı bir kenara bırakıp onu dinlemeye seyre daldım her iki kelimesi
çocukları olan bu kadın bana yalnızca annemi ve sonrasında ölümü hatırlatsa
koca bir haksızlık etmez miydim? Bodrum Kalesinin yüzyıllardır savaşlarda
verdiği korunaklı mücadele bu kadında hayat bulmuştu. Çocuğun olunca ölümü bile
istediğinde çağıramıyor, istediğinde ağlayamıyor ya da kimi zaman sessizce yas
tutuyorsun ama geçirdiğin onca savaşa rağmen Bodrum kalesi gibi bütün bir
ihtişamın ile dalgalara meydan okuyorsun.
O gün Bodrum
kalesini seyre dalmayı bıraktım ve karşımda bütün bir gerçekliği ile duran dağ
kadar güçlü kadına işlenmemiş bir sevda bırakmak istedim. Bizlerden adımları
uzaklaşırken masada bir sessizlik oldu eminim ki hepimiz düşlerimizde
kurtaramadığımız dünyaları bırakıp bir anlığına sahip olduklarımızı ve ne olursa
olsun bizim için kimi zaman öksüz kimi zaman sevgisiz kalan kimi zaman çiftçi
kimi zaman öğretmen olan kimi zaman arkadaş olan ama hiçbir zaman düşman
olmayan annelerimizi düşündük. Benim
ellerim o anlarda masanın altından kurşun kalemim ile şu dizeleri yazıyordu ve
yalnızca onun annesine…
Evine kalabalık bir
sokakta yalnız başına giden bir kadın gördüm.
Evinin, daha sonrada
odasının kapısını yalnız başına açan bir kadın,
Daha sonra
Düşlerini yalnızca
başkaları için rakı bardağı ile bütünleştiren bir kadın…
Ağladı kadın bütün
odaların kapılarını açtıktan sonra,
Yüzündeki maskeleri
teker teker çıkardı; umudu
Daha sonra hiç içmediği
sigarasını yaktı, içti.
Her solukta kalabalığın
içinde yalnızlığını andı.
Kapalı kapıların
kapıları açıldı.
Açıldıkça yalnızlıktan
çoğalan insanlar çıktı.
Onun gibi nicesi vardı,
İnsanlar çıktıkça
herkes yalnızlığı ile yüzleşip ağladı.
Keşke yalnızca rakı
içebileceğimiz bir sevgili olsaydı…
İ.G
Yorumlar
Yorum Gönder