Uzun bir bekleşin ardından kilitli kapıların açılma sırasının bana geldiğini fark ettim. Buraya her geldiğimde vücudumun heyecandan çok korkudan ve ürpertiden titrediğini fark ederdim ama bu sefer içeride beni neyin beklediğinden habersiz bir şekilde buz gibi duvarların içinden önümdeki hasta bakıcısı ile birlikte ilerlemeye başladım. Aslında korkmam anlamsızdı ama karşı koyamıyordum 2015 senesinden beri buraya düzenli olarak geliyor ve herkes tarafından terk edilmiş bu isimsiz kadına yoldaşlık ediyordum bu durum bana insan olduğumu hatırlatıyor ve dünyaya olan bakış açımı yeniliyordu. Beni diğerlerinden farklı dinliyordu. Her gelişimde onu daha güzel ve daha sakin buluyordum anlamadığım şu bu hanenin içindekiler beyaz ile nasıl iyileşiyordu beyazlığın derinliği onları nasıl daha da deli etmiyordu.
215 numaralı odanın önüne geldik tek başıma içeri girmek istediğimi söyledim ve derin bir nefes alıp içeri girdim. Yıllardır beni oturarak karşılayan bugün beni bir mektupla karşılıyordu. Bütün bedenime bir hüzün çöktü , titreyen ellerimle yarım yamalak katlanmış ve ıslak olan kağıdı açtım .Şu dizeler bana benden 19 yaş daha büyük olan arkadaşımın hediyesiydi.
''Yüzünü yüzüme doğru tut çocuğum,
Ben buralardan gideceğim.
yüreğim, bedenim ve beynim ile şimdi hapsolmuş bir yerdeyim.
Apartmanlar ağırlığımı kaldıramıyor artık
Beş odalı evimin kapıları kilitli, her yerini beyaz çarşaflarla örttüm çocuğum,
hep o beyaz çarşaflar içinde tozlanır içimde biriktirdiğim umutlar...
Korkma toprak attırmayacağım üstüme ben aydınlığa koşuyorum çocuğum...
Beni büyüten yılların ağından topluyorum düşlerimi,
Küçük bir çanta yaptım atıyorum içine bütün biriktirdiklerimi.
Şimdi bir tramvayda belki de bir otogarda...
Arkamdan su döken olmasın
geri gelmeyeceğim,
Bundan sonra ömrümü yollara vereceğim , ben yollara su dökeceğim.
Kimseler anlamayacak belki de bu serzenişi!
Ön yargı değil bu çocuğum,
Yüklenmiş bulutlarım şimdi başka mevsimin yağmuru
onlar yağsın diye buralardan gideceğim.
Şimdi elini ateşlenen alnıma koy çocuğum
Bak yine kabardı göğsüm ,
Korkma ama
yalnızca duvarlar değil artık arkadaşım.
Birde güvendiğim sen varsın
beni anla çocuğum.
Yoruldum artık buharlaşmış aynalar ile konuşmaktan
Kimi zaman cevap veren aynalar artık dile sürgün olmuş çocuğum...
Sesim yitirdi bütün sevinçleri
Artık çiçeklerden taç yapamıyorum saçlarıma,
sahi nerede saçlarımın kırık uçları ,
Bak onlarda gitmiş çocuğum.
Bende gideceğim.
Benim için olduğunu sandığım yüreklere
yanlış sözler düşürmüşüm çocuğum,
O yürekler ki emdi ömrümü, ışığımı köreltti.
Artık yalnızca karanlık bir odayım çocuğum.
Şimdi gördüğüm her gölgeden korkar oldum,
Duyduğum sesler benim sesim .
Sen yüzünün aydınlığını yoluma vur çocuğum,
Çünkü bir sen temiz kaldın şu pasaklılığın yanında,
temiz nefesini içime üfle ,
Üfle ki rahat gideyim buradan , nefesin tenimde kalsın çocuğum.
Aydınlık kalan tek yer oyun parkına bakan pencerem ben oradan gidiyorum çocuğum.
Ben şimdi yanıp tutuşan , kimi zaman ağıt olan sessiz bir türküyüm kulağa söylenen çocuğum.
Sen kendine hep bir ninni söyle çocuğum.
İçine sevinç koy, keder dolmasın için,
Bahçesi olsun daima kalbinin .
Ben hayal kırıklıklarını , yarım kalmışlıkları, yarım kaderimi ve yorulmuş insanları aldım çocuğum.
Kederim senden uzakta
Sen ışıklar içinde büyü çocuğum.
Ben şimdi bir iğde ağacı gibi dik,
Yağmuru üstüme almış,
Bir aslanın ağzında ekmek ,
Kağıt arabası ile koşan 13'lük kız,
yorgun halimle...
Beni başka bir dünyaya doğur çocuğum.''
İlk defa bu kadar uzun benimle konuştuğunu gördüm onun yıllarca suskunluğunu anlamaya çalışmıştım . Psikolojide buna ne derlerdi bilmiyorum ama ben insanca yorulan ve çürümekte olan düşleri beyaz çarşaflı kadının yazdıklarında görüyordum.
Korku içinde karşıdaki oyun parkına baktım .
Kendince uzaklara gitme hayali kurmuş olan o en uzak gidebildiği yer ise çocuk parkıydı.
Ben hep elinden tutacak olan çocuğum.
Yorumlar
Yorum Gönder